İspanya'nın bu en çok methedilen şehrine 2. gidişimde, kararlıydım; bu sefer sevecek, bu sefer kaosundan sıkılmayacaktım. Yine olmadı, yine Barselona görüp beğendiğim birçok şehrin, özellikle gördüğüm diğer 8 İspanya şehrinin çok gerisinde kaldı. Elbette anlatmaya değer güzellikleri var. O güzellikler sayesinde yer buldu zaten bu sayfada...
Katalonya bölgesinin merkezi olan Barselona şehri, ülkenin "en çok turist alan şehri" ünvanının hakkını veriyor. İnanın ben buradaki turist kalabalığını ne Paris'te ne New York'ta görmedim. Meşhur La Rambla caddesinde yürürken hayatımda ilk kez insan trafiğinde sıkışıp kaldım, ilk kez 3 adım atabilmek için 10 dakika bekledim. İşte bu sebeple Barselona, kaotik ortamlardan hoşlanmayanlara göre değil pek. Şehir güzel, buram buram tarih kokuyor, güzel olmaz mı? Ama şehrin bütün güzellikleri kalabalığın, kaosun arasında kaybolup gidiyor...
2006 yılındaki ilk seyahatim belki benim acemilik dönemlerimden kaynaklı sönük geçmiştir diye düşünerek 8 sene sonra yapacağım bu yeni seyahate ciddi bir hazırlık yaparak gittim. Yediğim yemeklerden gittiğim mekanlara, gezdiğim sokaklardan gördüğüm plajlara kadar her şeyin kusursuz olmasını istiyordum. Bu sebeple hummalı bir çalışma yapıp öyle gittim. İyi de etmişim. Bir önceki seyahatime göre çok daha verimli, keyifli geçti bu 2. seyahatim.
Gezimize Montjuic tepesindeki Jardins del Mirador parkından Barselona manzarası izleyerek başladık. Tibidabo ve Montjuic tepeleri, Barselona manzarası izleyebileceğiniz iki güzel tepe. Her ikisine de teleferik ile çıkmak mümkün. Şehri kuşbakışı görmek isterseniz uğrayın derim.
Montjuic tepesine otobüs ile çıkarsanız Poble Espanyol adını verdikleri yapay İspanyol köyünün yanından geçiyorsunuz. İspanya'nın farklı bölgelerinin mimarisini yansıtan bu sevimli köyü Montjuic'e çıkarken veya inerken mutlaka gezin. Girişi 9 Euro.
Poble Espanyol sonrası İspanya Meydanı'na (Plaça d'Espanya) geçiyoruz. Görülmeye değer bir meydan. Çok daha güzel bir açı ile bu meydanı seyretmek isterseniz, eskiden gerçekten boğa güreşlerinin yapıldığı, ancak şu an sadece alışveriş merkezi olan Arena (Les Arenes) alışveriş merkezinin terasından bu manzarayı seyredebilirsiniz. Boğa güreşi demişken, Katalonya'da boğa güreşleri 1 Ocak 2012 itibari ile yasaklanmış durumda. Senenin birkaç ayında düzenlenen bu güreşleri izlemek isterseniz mutlaka Katalonya sınırları dışında kalan bir şehre gitmeniz gerekiyor.
İspanya Meydanı 9 büyük caddenin kesiştiği bir meydan. Tam güney yönündeki caddeden ilerlediğinizde önce Barselona fuar alanını, fuar alanını geçtikten hemen sonra ise kraliyet sarayını göreceksiniz. Kraliyet sarayının önünde bulunan dev havuzda, günleri dönemine göre değişmekle birlikte, turist yoğun dönemlerde, Perşembe - Cuma - Cumartesi - Pazar akşamları, muhteşem bir su şovu yapılıyor. Programınızı kesinlikle Magic Fountain (Font Magica) adını verdikleri bu şova göre ayarlamalı, izlemeden dönmemelisiniz. Gün ve saat bilgisi için; http://urlmi.com/ztwher
Akşam şov saatinde tekrar gelmek üzere buradan ayrılıyor, önce bitmeyen kilise La Sagrada Familia'ya sonrasında Katalonya Maydanı'na (Plaça de Catalunya) geçiyoruz. Meşhur La Rambla (Las Rambles) caddesinin bir ucunda Colomb heykeli ve marina, diğer ucunda ise bu Katalonya Meydanı bulunuyor. İspanya Meydanı kadar görkemli olmasa da, La Rambla ile birleştiği için çok daha kalabalık bu meydan. Alışveriş meraklısı iseniz bu meydan ve çevresindeki caddelerde çokça zaman geçirebilirsiniz. La Rambla caddesini İstiklal Caddesi'ne, Katalonya Meydanı'nı ise Taksim Meydanı'na benzetirsek hata etmiş olmayız. Bir çok metro hattının birleşim noktası olan, Katalanların protestolarını gerçekleştirdikleri bu meydan, adeta Barselona'nın merkez noktası. Ziyaret ettiği her şehirde, uğramadan dönmeyenlerin bilgisine; Hard Rock Cafe de burada.
Binlerce turistin yaptığı gibi Katalonya Meydanı'ndan, La Rambla'ya yönelmek yerine, geç bile kaldığımızı düşündüğümüz Camp Nou'ya gitmek üzere metroya biniyoruz. Stada metro ile gitmek için yeşil hat olan Line 3'e binip Palau Reial durağında inmelisiniz. İndikten sonra 5 dakika kadar bir yol yürüyor ve FC Barcelona'nın 98.772 seyirci kapasitesi ile Avrupa'nın en büyük futbol stadyumu olan Camp Nou'ya varıyorsunuz. Giriş ücreti 23 Euro. Stad müzesini, tüm tribünleri, soyunma odalarını gezebiliyor, sahaya kadar inebiliyorsunuz. Sezon başlamış olsaydı, sadece gezmek için değil de bir maç izlemek için gitmiş olmayı yeğlerdim. Benim için son derece keyifli olan bu turu, herkese tavsiye ederim.
Yine aynı duraktan metroya binip Park Güell'e geçtik. Mimar Antoni Gaudi Barselona'nın hemen her köşesine izini bırakmış, muhteşem sanatı ile süslemiş. Park Güell, Gaudi'nin Güell ailesi için yaptığı ev ve parktan oluşuyor. Eskiden tamamını gezmek ücretsizmiş. Ancak şu an birçok eve ve ana park alanına girmek ücretli; 25 Euro. Hem fiyatı çok geldiği, hem de çok vaktimiz olmadığı için halka açık park alanını gezip dönmekle yetindik.
Colomb heykelinin hemen arkasında Port Vell adını verdikleri marina ve Maremagnum isimli alışveriş merkezini göreceksiniz. Değişik birkaç mağaza görmek isterseniz burayı gezebilirsiniz. Maremagnum'un deniz tarafında, manzaralı güzel restoranlar var. Günün yorgunluğunu atmak, meşhuuuur tapasları denemek için Tapa Tapa isimli bir tapas bara oturduk (http://www.tapataparestaurant.com/) . 3 çeşit tapas (patates braves, cherry amb mozarella, calamari) ve 1 sürahi sangria için 18 Euro ödedik.
Montjuic tepesine otobüs ile çıkarsanız Poble Espanyol adını verdikleri yapay İspanyol köyünün yanından geçiyorsunuz. İspanya'nın farklı bölgelerinin mimarisini yansıtan bu sevimli köyü Montjuic'e çıkarken veya inerken mutlaka gezin. Girişi 9 Euro.
Poble Espanyol sonrası İspanya Meydanı'na (Plaça d'Espanya) geçiyoruz. Görülmeye değer bir meydan. Çok daha güzel bir açı ile bu meydanı seyretmek isterseniz, eskiden gerçekten boğa güreşlerinin yapıldığı, ancak şu an sadece alışveriş merkezi olan Arena (Les Arenes) alışveriş merkezinin terasından bu manzarayı seyredebilirsiniz. Boğa güreşi demişken, Katalonya'da boğa güreşleri 1 Ocak 2012 itibari ile yasaklanmış durumda. Senenin birkaç ayında düzenlenen bu güreşleri izlemek isterseniz mutlaka Katalonya sınırları dışında kalan bir şehre gitmeniz gerekiyor.
![]() |
| *Les Arenes |
![]() |
| *fotoğraf alıntıdır* |
Binlerce turistin yaptığı gibi Katalonya Meydanı'ndan, La Rambla'ya yönelmek yerine, geç bile kaldığımızı düşündüğümüz Camp Nou'ya gitmek üzere metroya biniyoruz. Stada metro ile gitmek için yeşil hat olan Line 3'e binip Palau Reial durağında inmelisiniz. İndikten sonra 5 dakika kadar bir yol yürüyor ve FC Barcelona'nın 98.772 seyirci kapasitesi ile Avrupa'nın en büyük futbol stadyumu olan Camp Nou'ya varıyorsunuz. Giriş ücreti 23 Euro. Stad müzesini, tüm tribünleri, soyunma odalarını gezebiliyor, sahaya kadar inebiliyorsunuz. Sezon başlamış olsaydı, sadece gezmek için değil de bir maç izlemek için gitmiş olmayı yeğlerdim. Benim için son derece keyifli olan bu turu, herkese tavsiye ederim.
Yine aynı duraktan metroya binip Park Güell'e geçtik. Mimar Antoni Gaudi Barselona'nın hemen her köşesine izini bırakmış, muhteşem sanatı ile süslemiş. Park Güell, Gaudi'nin Güell ailesi için yaptığı ev ve parktan oluşuyor. Eskiden tamamını gezmek ücretsizmiş. Ancak şu an birçok eve ve ana park alanına girmek ücretli; 25 Euro. Hem fiyatı çok geldiği, hem de çok vaktimiz olmadığı için halka açık park alanını gezip dönmekle yetindik.
Park Güell'den yine metroya binip La Rambla'ya döndük. Barselona'nın 1,5 km'lik can damarı... Ramblas'ın kelime anlamı ortasını yayaların kullandığı, sağında ve solunda da araç trafiğinin aktığı caddeymiş. Yani İspanya'da bir çok Ramblas bulunuyormuş ama burası Barcelona'daki o meşhur La Ramblas. Ben gibi kalabalıktan hoşlanmayanları, Barselona'dan en çok soğutan yerlerden biri işte burası. Ama eli mahkum, görmeden dönmek olmaz. Caddeden sahile doğru inerken sağda La Boqueria denilen pazarlarını göreceksiniz. Burada binbir çeşit meyve, sebze, deniz ürünü satılıyor. İçerisi çok kalabalık, seri bir şekilde meyvemizi alıp, ki bu genelde daha önce hiç görüp tatmadığımız bir meyve oluyor, yolumuza devam ediyoruz. Yerli halktan çok turist ağırlayan bu cadde boyu çok sayıda sokak sanatçısı marifetlerini sergiliyor. Sağlı sollu restoran ve cafelerin, hediyelik eşya dükkanlarının olduğu bu kalabalık caddenin sonuna geldiğimizde karşımıza Colomb heykeli çıkıyor. Heykelin bu bölgeye yapılmasının sebebi ise Columbus'un Amerika'yı keşfinden sonra İspanya'ya ilk ayak bastığı yer olmasıymış. Colomb'un parmağı ise Amerika'yı işaret etmekteymiş.
Colomb heykelinin hemen arkasında Port Vell adını verdikleri marina ve Maremagnum isimli alışveriş merkezini göreceksiniz. Değişik birkaç mağaza görmek isterseniz burayı gezebilirsiniz. Maremagnum'un deniz tarafında, manzaralı güzel restoranlar var. Günün yorgunluğunu atmak, meşhuuuur tapasları denemek için Tapa Tapa isimli bir tapas bara oturduk (http://www.tapataparestaurant.com/) . 3 çeşit tapas (patates braves, cherry amb mozarella, calamari) ve 1 sürahi sangria için 18 Euro ödedik.
Bu seyahatimde Barselona'da çok daha fazla keyif aldım. Ancak yine tekrarlayayım, kaotik ortamlardan hoşlanmıyorsanız, gittiğiniz şehirde güzellik kadar huzur da arıyorsanız, Barselona'yı şimdilik listelerinizin en altlarına atabilirsiniz.
Herkese iyi gezmeler...





